değişiklik yapıyorum. değişiklik olsun diye

3rd December 2012

Post reblogged from tehlikelibelki with 2 notes

tehlikelibelki:

Bazen diyorsun ki, ben bu konuda hassas olmalıydım; hep bu yüzden kaybettim: Rızayı gözetmedim.
Sonra ilk kez rızayı gözetmek istiyorsun, yine olmuyor.

Her şey güzel olacak, diyen olursa kalbini kırarım. Bu kez özür de dilemem.

2nd December 2012

Post

önceden not edilmiş satırların alt alta yazılması gibi-2

herkes uyurken kendimi bi halt sanmalarım

gündüzleri beceremediğimden dolaşmayı

güneş ışığında eriyemediğimden biraz

biraz da yeşil ve sarı yakışmadığından bana

elbise dolabım üç renkli bir palet çünkü

ve yazım iyi durmuyor defterlerde

mürekkep hep sağ yüzük parmağımın kenarına sıkışıyor

manikür nedir bilmiyorum 

arada bir tırnak etlerimi yiyorum

bazen sadece onları yiyorum

bir amaç edinmedim kendime

edinsem ne fark eder bilmiyorum

iyilik yapmam salık verildi çünkü

sanırım içimden gelmiyor biraz

biraz da merhamet yakışmadığından bana

sokağa çıkma yasağı koyuyorum kendime

durakları kaçırdığım zamanlar

eve yürüyerek dönüyorum

1st December 2012

Link reblogged from tehlikelibelki with 2 notes

fe: peruk ve komedi →

tehlikelibelki:

Olur öyle şeyler, birinin iyi niyetle söylediğinden emin olduğunuz bir cümle kafanıza takılır; çünkü geçmişte kötü bir anının sinir uçlarına dokunuyordur ve beyniniz aynı tepkiyi verir: Sıkıntı.

Üniversite mevzu bahis olunca, sorulur, alıştım: “Ne yapıyordun?”; “Peruk takıyordum” derim. Ardından…

13th October 2012

Quote

Sometimes you go to a restaurant, they put the check in a little book.
What is this, the story of the bill?
“Once upon a time, there were some very hungry people.” What is this?
Little gold tassel hanging down. Am I graduating from the restaurant?
What is this about?
— seinfield

26th September 2012

Post

sen de diğerleri gibisin, ben de öyleyim. bizi mutsuz kılan şey, bunun farkında olmamız

21st September 2012

Post with 1 note

sanırım insanın ruh dönemleri var ve bazı kitaplar oralara iyi gidiyor. yaştan bağımsız bir şey bahsettiğim. mesela n.bekiroğlu, i.pala dönemi vardı, kapattım. s.yalsızuçanlar dönemi açtım buradan-daha küt küt kafasına vuruyor insanın. başka bir açıdan da avrupa klasiklerinin yerini varoluşçu yazarlar aldı. kafiyeli şiirleri serbest uyaklı şiirler aldı. tatlı edebiyatı yeraltı edebiyatı aldı. gelenekçi edebiyatı felsefi edebiyat aldı. böyle gidiyor. bazı yapıtaşları da yerinden oynamadı ama belki onlar da dönüşümlerini tamamlarlar ömrümüz varsa. dostoyevski, s.ayverdi, y.kemal gibi. 

20th September 2012

Quote with 1 note

“Sizi aklı başında sanmalarının en iyi yolu bayağı pişkin olmaktır. İyiden iyiye pişkinseniz mesele yok, o zaman hemen hemen ne yapsanız yeridir, ne isterseniz, çoğunluk sizden yanadır ve kimin deli olup olmadığına karar veren de çoğunluktur”

“Her kentte böyle yerler vardır işte, o kadar sersemce çirkindirler ki, orada hemen her zaman yalnızsınızdır”
—-
“Garibanlar asla, ya da neredeyse hiç sormazlar, katlandıkları şeylerin nedenini niçinini. Birbirlerinden nefret etmekle yetinirler, o kadar”

“…Hiçbir şey açıklanamaz. Dünyanın tek bildiği şey uyurken bir o yana bir bu yana dönen biri gibi sizi öldürmektir, dünya uyurken üstünüze abandığında, uyuyan birinin pireleri ezdiği gibi. Böylesine bir ölüm pek ahmakça olurdu, diye düşündüm, herkes gibi yani. İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir.”

“Düşünsenize, onların o kentleri ayakta duruyordu, dimdik ayakta. New York ayakta duran bir kenttir. Daha önce de çok kent görmüştük bizler elbette ve bayağı da güzel kentler ve limanlar, hem de en fiyakalısından. Ama bizim oralarda yan vaziyettedir kentler, değil mi, deniz kenarında ya da nehir kıyısında, manzaranın üzerine uzanıverirler, yolcuyu beklerler, oysa bu Amerikalısı, o öyle ayılıp bayılmıyordu, hayır, kazık gibi duruyordu, orada, hiç de sikici değildi, ürkütücü bir kazık.”
—-
“İnsan bir yerde takılıp kaldıkça, nesneler ve insanlar iyice yozlaşıyorlar, çürüyorlar ve sırf sizin hatırınıza leş gibi kokmaya başlıyorlar.”

— Louis-Ferdinand Céline, Gecenin Sonuna Yolculuk

20th September 2012

Post

kulağımdan içeri…

parmak uçlarımdaki kesiklerden başlayarak sesleniyorum
iki omzun arası boyunca hızla ve hızla giden
akmayan ama duramayan bir sesle
karanlık sevgilerden kuytu dallara sinen
elleri çalılara geçmiş bir sesle
“kimsin” diye fısıldıyorum beynime
gökler çatlıyor ve aynalar dönüyor yüzlerini
bir iplikle çizmişim gibi yansıyorum,
deri, et, kemik ve kanla kendime
içime dökülerek zift kuyularında
ikiye katlanıyorum

ayak diplerime birikmiş
böceklerin uğultusunu rüzgara gömerek
hey echo! hala seni bekliyorum!
okyanustan korkmamamı tembihle
kulaklarıma sular dolduğunda
duyacağım ne lazımsa
maviden siyaha yol alıyorum senle
ekmeğimi küle banıyorum

20th September 2012

Post

romantizm öldü, onu biz öldürdük.

20th September 2012

Link reblogged from İsimsiz with 2 notes

İsimsiz: Sen yine de git →

birallahinkulu:

Gökkuşağı herkes için,

Oradan çekip alamazsın,
Bakar da seni düşünürüm
Engel olamazsın.
Meselenin aslına gelecek olursak
Ne gökkuşağı ile bir derdin var
Ne de seni düşündüğümden haberin.
Yine de üzerime yağmurlar yağar
Sen beni bilmezsin yağmurlar bilir
Yağmurlar herkes için…
İşte…

9th September 2012

Post

rüya:

onlar defterlerimi bulmuş, şiirlerimi çıkarmış ortalıkta okuyorlar. öyle kötü okuyorlar ki utanıyorlar duyulmaya .anlamlarını yitiriyorlar. sanıyorum anlaşılmadıklarından da değil anlayacak birisi orada olmadığından. üzerimde çiçekli basma kumaştan bir elbise, eteği dizimde, elimde yıpranmış deri bir çanta. düşüyorum yola. dikenli tepelerden taklalar atarak iniyorum. gözlerim hep nemli. arkamdan bağrışıyorlar, umursamıyorum. bir duvarın üstünden onları seyrediyorum. bir sığınak buluyorum. oraya onlar geliyorlar gidiyorum. şiirlerimi kime yazdığımı unutuyorum, neden taşıyorum bu defterleri diye düşünüyorum kara kara. uyanıyorum. onlar kimdi hatırlayamıyorum. gözümden gelen tuzlu bir su neticede.

mutsuzluğumun gürültüsünden uyuyamıyorum

22nd August 2012

Post with 1 note

olasılık hesabı

biz şiir okuyacaktık seninle ben hikayelerin için resimler çizecektim sen yazarken ben bilgisayarının yanına sıcak bir bardak çay koyup kapıyı üstüne örtecektim rahatsız edemeyecekti kimse seni yazdıklarını ilk ben okuyacaktım her yazdığını okurken bu birinciliğin gurur ve heyecanıyla ürperecekti içim nasıl der gibi bakacaktın yüzüme ben olmadık bahaneler uydurup beğenmeyecektim bazen somurtacaktın yine de değiştirmeyecektin kelimeleri bile oynatmayacaktın yerinden olsun diyecektin ben böyle yazdım bence de diyecektim içimden naz yapar gibi görünecektim yaptığın bütün şakalara gülecektim öyle yalancıktan değil gerçek gibi uzaklara dalacaktım sırf beni seyredesin diye izin verecektim uzaklara dalmana neyin var diye sormayacaktım sıkmayacaktım canını günler böyle geçecekti seninle gittiğimiz yerlerde insanların tuhaf davranışlarına dair bakışlarımızla gülümseyecektik ben seni övecektim hep bazen yakınacaktım patavatsızlığını şikayet edecektim ne vakit sonra bilmem sen benden sıkılacaktın yine de ben emin değilim diyecektin hiç emin olmamıştım zaten sen gidecektin bir gün bunun için benden izin bile isteyecektin ben ne diyebilirdim pekala seni anlıyorum diyecektim anlayacaktım da gerçekten sen asla eski sen olamayacaktın ben eskisinden de beter olacaktım sen başka birini sevecektin ben senin yasını tutacaktım. 

22nd August 2012

Link reblogged from zımbırtı with 2 notes

zımbırtı: kına notları →

mimesa:

yakınımın hatırı için gittiğim kınaya ben gittiğimde yakınım henüz gelmemişti. kalabalığın içinde tanıdığım birkaç kişi vardı ama yaşlılar vs..onların da yanlarına gidip otursam ne konuşacaktım. teyze torunu iyi yere vermişsiniz, hadi gözünüz aydın diye pislik mi yapacaktım..olmazdı. o yüzden…

6th August 2012

Video reblogged from Mushy Jukebox with 1 note

rumuzsuzlukozlemi:

Clogs - Last Song

28th July 2012

Post

elleriniz bulutlar gibi, goruyorum ama tutamiyorum